Pages Navigation Menu

Çocuk Eğitimi ve Pozitif Disiplin

Geçen pazar, çevremdeki bir çok annenin çok sevdiği, tavrı, bakış açısı, çocuğu odağa koyan yaklaşımıyla ve yargılamadan, tek doğruyu dayatmadan sunduğu çözümlerle takipçisi olduğumuz, Küçük Kara Balık adlı Montessori Eğitimi veren ilk veli inisiyatifi okulun danışmanı da olan Iraz Toros Suman’ın “Çocuk Olmak Ve Pozitif Disiplin” seminerine gittik.

Herkesin aksine benim derdim”Hayır diyememek, sınır koyamamak” değil, tam tersi “Fazla mı hayır diyorum, Çok mu kuralcıyım?” idi. Iraz tabii ki sorularımıza “Evet öylesin”, “Hayır değilsin”   diye cevap vermedi, anlattıklarıyla kendi çıkarımlarımızı yapmamızı sağladı.

Yazdıklarımı Iraz’ın anlattıkları olarak değil, benim Iraz’ın anlattıklarından anlayabildiklerim, aralardaki örnekler üzerine karşılıklı konuşmaları da alarak, hepsinden çıkarımlarım olarak okuyunuz lütfen.

İlk olarak;

 

“Kurallar ve sınırlar koruyucudur, yaşama hazırlar, netlik çocuklara iyi gelir.” la başladık.

Bahsedilen sınırların “onların keşiflerini yönlendirecek kadar keskin, gelişimlerini engellemeyecek kadar esnek” olması gerekiyor.

Sınırlar çocuklara güvenlik ve kabul edilmişlik hissi verirken,

Sınırsız hayat yalnızlık ve ilgisizlik hissi uyandırabiliyor.

Iraz’a göre net kurallar gerginliği azaltır. Ama bu kurallar konusunda ennnn önemli şeyi hiç gözden kaçırmamak gerekiyor; kural koyarken en önemli nokta, kuralın ebeveynin değil çocuğun ihtiyacı gözeterek konması.

Yani aslında “Yere yiyecek dökülmez” diye bir kural koyuyorsak, o kuralı yeri temizlemek bize zor geldiği için mi koyuyoruz yoksa çocuğumuz için bu kötü bir alışkanlık yapar da o yüzden onu düşünerek mi koyuyoruz 2 kere düşünmemiz gerek.

Ya da “Vazoya dokunma” derken derdimiz çocuk mu vazo mu?

Iraz’ın bu gibi durumlar için önerisi hayatımız için vazgeçilmez olan şeyler dışındakileri, çocuğumuzun rahatı için, hareket alanında çok fazla hayır kullanmamak için evden kaldırabiliriz. Misal vazo gibi keyfi bir şeyi kaldırmak, çocuğa hayır demekten daha yapılabilir bir şey. Ama mesela evinizdeki kütüphanedeki kitapları toplamak yerine, orada çocuğa da yer açıp, onun istediği gibi dokunabileceği, oynayabileceği kitapları koyup, o bölümü orada keşfetmesine izin vermek gerek. Diğer kitapların büyüklerin olduğunu, zarar vermemesi gerektiğini anlatmak lazım. (Bu kısımda belirtmem gerekir ki biz bunu Aze Çınar’ın en küçüklüğünden beridir bunu yaptık ve Aze kesinlikle kütüphanedeki hiçbir kitabı değil yırtmak, çizmek eline bile almaz. Kendi bölümündeki kitapları alır kurcalar, defterlerini boyar. Yine aynı şekilde boyadığı bir duvar var, o duvara karışmıyoruz ve başka duvara dokunmuyor.  Yani tam Iraz’ın dediği gibi, istediğini yapacak alanı olduktan sonra, o alanı sınırladığınızda çocuk o sınırların dışında çıkma ihtiyacı da duymuyor zaten)

Iraz’ın söylediği ve benim daha önce hiç düşünmediğim bir şey de (Söylediklerinden kendi çıkarımımı yazıyorum) : Çocuk bir şey yaptığında o bir ihtiyacın ürünüdür ve o ihtiyacı gidermek gerekir. Çocuğun o an yaptığı şeyi yapmasını istemiyorsak onun alternatifini bularak o ihtiyacı karşılayabiliriz. Örneğin çocuk yağmur yağdığında çıplak ayakla dışarı çıkmak istiyorsa, suyla oynama ihtiyacını gidermek için küveti doldurup içine sokabiliriz. Tabaktaki çerezleri yere döküp elleriyle oynuyorsa, farklı dokulara dokunmak ihtiyacında olabilir, mesela bir örtü serip sınır belirleyerek, örtünün üstüne nohut, ceviz, fındık, fasulye vs.. dökerek orada oynayıp istediğini yapmasını sağlayabiliriz. Ya da sizin kızdığınızı görerek tabaktaki çerezi yere döken, siz toplayınca tekrar yere döken çocuk sizin ilginizi istiyor olabilir, sizinle oynamak istiyor olabilir, o ortamdan başka bir ortama götürüp başka bir oyun oynayabilirsiniz birlikte.

Pozitif Disiplin, otokontrolün, öz denetimin sağlanması oluyor. Çoğumuzun gördüğü, geleneksel disiplin anlayışı kendi kurallarını dayatıp karşısındakini bu kurallara uymaya zorlamakken pozitif disiplinde, çocuğun karar anlarında kendi iradesiyle, öz denetim kullanarak, bizim belli mantık çerçevesince olması gerektiğine vardığımız kararlara varmasını sağlıyor.

Yani mesela çocuğa korkutarak-dayatarak-cezaladırılacağını düşündürterek “Bıçaklarla oynayamazsın”ı öğretmek yerine, “Bıçaklarla oynamak bir yerimizi kesip acı çekmemize sebep olur”u düşündürtüp, bunu anlamasını ve ona göre davranmasını sağlayabilmek pozitif disiplinin işi oluyor.

Iraz’a göre aslında çocuğa hayır demeyi gerektirecek çok şey yok. Çocuğa neden hayır denir? Şöyle bir düşünürsek çocuğumuza ne zaman hayır dediğimizi, aklımıza gelen sebeplerin çoğunun kendi rahatımız, tercihimiz ya da “başkası ne der” yüzünden olduğunu görebiliriz. Çok küçük bir kısmı ise kendisine zarar verebileceğinden.

Misal, “Hayır suyu yere dökemezsin.”

Neden?

1-     Islanıp hasta olursun (Hayır o kadar suyla kimse hasta olmaz.)

2-     Yeri temizlemek zorunda kalırım ve bunu her an yapmamak için sana bunu yapmamanı öğretmeliyim (Yani kendimi düşünerek bunu istiyorum)

3-     Toplumun kuralları var ve bunları öğrenmesi gerekiyor. Her istediğini yapamayacağını bilmesi gerekiyor. (Bunun için de hayır dememiz gerekmiyor. Onun yerine “orada değil de banyoda oynayabiliriz bu oyunu” deyip sınırını çizerek ama istediğini yapmasına da izin vererek bir çözüm bulabiliriz.

 

Çocuk merdivenin başındayken, yüksek bir yerin kenarındayken, elinde bıçak varken “HAYIR” diyebiliriz. Ama öncesinde hayır’larımızı rastgele herşeye kulanmışsak çocuğun o an bizi dinlemesi de sanmıyorum ki mümkün olsun.

Ve o tehlike anlarına gelince, aslında o aşamaya gelmeden engellemek de yine bizim elimizde. Bıçakları, camları ulaşamayacağı yere kaldırırsak, deterjanları, keskin aletleri, tehlikeli yerlere ulaşmamaları için gerekli kapıları, pencere kilitlerini önceden halledersek tehlikeli durumlar da olmaz hayır dememizi gerektiren. Iraz’ın dediğiyle: “Çocuğu değil eşyayı yönetmek” daha faydalı.

Peki mesela çocuğumuz çok koşuyor ve her seferinde düşüyorsa? “Koşma” demekten başka nasıl çözebiliriz? İlk olarak “Koşma” diyerek çözemeyiz. Koşma diyerek belki o an koşmayıp düşmemesini sağlarsınız (o da kesin değil) ama daha sağlam basarak, dikkat ederek koşmasını öğretemezsiniz. Çocukların yere düşmesi onlara büyük zarar vermez. Deneyimleye deneyimleye doğruyu yapmayı öğrenir. Ama sürekli hayır denerek keşfetmesi engellenen çocuk düşmekten daha büyük bir zarar görebilir.

Çocuğa sadece gerektiğinde hayır dersek, diğer zamanlarda yaptıkları tehlikeli değilse izin verirsek ya da o ihtiyacı karşılayabileceği başka alternatifler yaratırsak, hem o hayırlar daha etkili olur hem çocuklarımızın keşif ihtiyacını engellemeyiz, yaratıcılığını ve kendine güvenini de geliştirmiş oluruz.

Devamını madde madde gidecek olursam;

–         Çocuğa “Ne giymek istersin?” demek yerine “Kırmızı çorap mı mavi çorap mı?” gibi kısıtlı sorular sormak da fayda var. Onlara sonsuz gelen ihtimalli sorular, onlarda gerginlik yaratır.

–         Evimizi çocuk dostu hale getirmeliyiz. Ev anne ile babanın mı yoksa anne – baba ve çocuğun mu buna karar vermek gerekiyor. Çocuğa bu ev senin değil bizim diyoruz aslında çoğu yaptığımızla. Kimi bölümlere dokundurtmayarak, kıyafetlerini kendinin alamayacağı yüksek dolaplar yaparak, kendisinin inip çıkamayacağı yüksek, parmaklı yataklara koyarak, yüksekte aynalar, resimler koyarak, elini yüzünü, dişini yıkarken karnından asılı şekilde lavaboya tutarak… Bunların yerine onun daha dahil olacağı bir sistem kurmak çok zor değil. Onun boyunda ayna, askı, resim asmak kolay bir iş. Kendisinin çalıştırabileceği bir müzik çalar alabiliriz. Banyoya bir tabure alabiliriz üstüne çıkıp elini yıkayabileceği. Yatağını yer yatağı yapabiliriz. Ayna ile ilgili Iraz şöyle söyledi mesela: “Çocuğumuza bu kuş, bu dolap, bu araba.. bir sürü şey öğretiyoruz ama ‘bu da sensin’ demek pek aklımıza gelmiyor. Oysa ki aynada kendini keşfetmesi önemli bir şey.”

–         Mantıklı kısa kurallar koymalıyız. Ve tutarlı olmalıyız. Kendimiz net olamazken, tutarlı davranamazken çocuğun tutarlı olmasını beklemek mantıklı değil. Cümleler kısa olmazsa, çocuğun anlaması pek mümkün olmaz.

–         Çocuğumuzla konuşurken çömelip onun seviyesine gelip konuşmak önemli. Dikkati ona verip, başka bir şeyle ilgilenmemek de önemli.

–         En önemli şeylerden biri ise koşulsuz sevmek. Yani “şunu yapmazsan seni kucaklarım”, “bunu yaparsan giderim.” , “yemeğini yemezsen anne çok üzülür.” Gibi tehdit, şantaj, şart bildiren cümleler çocuk üzerine olumsuz etkileyecek cümleler. İstediğimiz gibi davranmazsa bizi kaybedeceğini düşünmek çocuğu düşünmeden itaat eden biri haline de getirebilir, tam aksi tepki duyup her şeye itiraz eden birine de.

–         Duygularımızı, üzüntü, kızgınlık, sevinç, belirtmemiz önemli ama bunu yaparken sen dili değil ben dili kullanmamız gerekiyor. Yani “Ben şu an üzgünüm” diyebiliriz ama “Üzdün beni.” Diyerek çocuğu suçlamak yanlış.

–         Bir şey anlatmak istediğimizde soyut değil somut olmalı, kısa cümlelerle anlatmaya çalışmalıyız.

–         Çocuğumuzun sınırlarına saygı duymalıyız. Yani ona bir oyun alanı belirlemişsek, sonra ona “Orada şimdi benim işim var, sen oradan kalk” demek adil de değil mantıklı da. Eh biz bunu dersek çocuğun da sahiplik değişebiliyor demek diye düşünüp başka yerleri kendine oyun alanı etmesine şaşırmamamız gerek.

–         Bir de ailelerimiz, geçmişimiz meselesi… Kendi adıma en çok sıkıntı duyduğum şey herhalde… Biz ebeveynlerin sık düştüğü handikaplardan birisi çocuklarımızı büyütürken, kendi ebeveynlerimizin bize yaptığı ya da yapmadığı şeyleri baz almak. “Ailem bana hiç oyuncak almazdı çocuğum eksik kalmasın! Benim gibi üzülmesin.” Diye çocuğu hediyelere boğmak… “Ailem istediğimiz her şeyi aldı biz de kadir bilmez olduk, kendi çocuğuma her şeyi almayacağım” demek, “Gitar çalmayı çok istedim ailem göndermedi” deyip kendi çocuğunu istiyor mu istemiyor mu hiç önemsemeden gitar kursuna gitmeye zorlamak… gibi gibi şeyler bu duruma örnek.

Iraz’a göre tek yapmamız gereken şey geçmişimizle barışmak ve çocuğumuzla ilişkimize hiç karıştırmamak. Ne bizler ebeveynlerimiziz ne de çocuklarımız biz. Geçmişte yaşadıklarınızda hissettikleriniz bizim hissettiklerimiz, çocuğumuzun bizimle aynı şeyi hissedeceğinin de  garantisi yok, bizim birebir ebeveynlerimiz gibi olacağımızın da. Dolayısıyla nasıl davranacağımızı çocuğumuza ve şartlara göre belirlemeliyiz geçmişimize göre değil.

 

Ve son olarak, aferin meselesi..

Anne babalar olarak çocuklarımızın her yaptığı yeni şeyle heyecanlanıyoruz, mutlu oluyoruz. Ve hem kendimizi tutamadığımızdan hem çocuğumuzu motive etmek için “Aferin”, “Bravo” gibi cümleleri fazla fazla kullanıyoruz. Bu ise çocuğa;

– Sürecin değil sonucun önemli olduğu mesajını veriyor. (ahşaplarla oynayıp eğlendiğinde değil onları üstüste koyup kule yapabildiğinde aferin alan çocuk sonunda oynamakla, eğlenmekle değil ebeveynin aferin dediği şeyi yapabilmeye odaklanmaya, bunu önemsemeye başlıyor.)

– Yaptığı şeyler karşılığında sürekli bunu bekletiyor.

– Zaten yapmasının normal olduğu şeyleri, olduğundan büyük bir mesele gibi algılamasına sebep oluyor. (Tuvalete çişini yapması ya da yemek yemesi)

O yüzden sonucu alkışlayıp – aferin demek yerine süreci değerlendiren yorumlar yapmak daha işlevli. Yani “aa o renkler yanyana ne güzel olmuş.” , “tuvaletini anne baba gibi tuvalete yapmaya başladın, büyüdün biraz daha.” , “ooo koca tabağı bitirdiğine göre bugün bol bol oynamak, dışarıda gezmek için yeterince enerjiyi kazandın.” Gibi gibi teşvik edici, özendirici, sürece dair ifadeler kullanabiliriz. Gelişimleri açısından çok daha faydalı olur bu yaklaşım.

Bunları söylemek kadar kolay olmuyor elbette yapmak. Kendi adıma sürekli aklımda tutup uygulamaya çalışıyorum, beceremediğim, unuttuğum, yapamadığım anlarda ise dünyanın sonu değil tabi. Elimden geleni yapayım da…

Son olarak tekrar etmek isterim ki; bu yazı Iraz Toros Suman’ın seminerinden benim anladıklarım, kendi düşündüklerim ve o gün karşılıklı örnekleşmelerden çıkardıklarım sonucu oluşmuştur. Iraz Toros Suman’ı bağlamaz. Ve fakat kendilerine teşekkür ve sevgilerimi sunarım.

16 Comments

  1. çok akıcı güzel bir yazı olmuş.

  2. çok güzeldi, genelde bildiklerimiz ama üzerinden geçmek bana her zaman çok iyi geliyor, teşekkürler…

  3. Deryacım çok istememe rağmen bir türlü ayarlayıp da gidemedim bu seminere. Ama paylaştıkların çok güzel, gitmiş gibi oldum..

    Teşekkürler, paylaşım için))

  4. Çok güzel bir özet olmuş. Genelde yapmaya çalıştığımız şeyler ama her zaman başarabilmek zor. Ah şu aferin meselesi :-)
    Ellerine sağlık.

  5. çok teşekkür ederim hepinize.

  6. Buldum sonunda izini :) Blogspot’tan yazi/link de yayinlamadin buraya gectigine dair. Neden yazmiyor artik diyordum ki nasil olduysa burasi cikti karsima :) Efenim oncelikle yeni yeriniz hayirli ugurlu olsun! Yazi da cok bilgilendirici, guzel bir yazi olmus. Tesekkurler paylasim icin! Emegi gecen herkesin eline diline saglik!

    • canım canım canım :)) blogspotu açınca direk buraya yönlendiriyor. neyse, iyi ki bulmuşsun :)) öperim çok.

  7. Ama ben reader’dan bakiyorum bloglara, oradan yonlenmiyor ve reader’dan tiklayinca hep eski sayfa cikiyor. Benim gibi reader’da yazmayi bekleyenlerin var midir bilemiyorum ama sen yine de oraya bir gecis postu koy istersen.

    Bir de bu postla ilgili bir sey daha soyleyecektim. Bir de bizimkinin ogretmeni diyor ki, evet demenin yollarini arayin. Yani hic olmadik bir zamanda olmayacak bir sey sordugunda, olumsuz konusmak yerine, “evet yapabilirsin, eve gidelim, ya da yemegimizi yiyelim, sonrasinda tabii ki yapabilirsin” gibi…

    Neyse, optum sizi :)

    • aha! bu kısım hiç aklıma gelmemişti. eğer yönlendirmeyi kaldırabilirsem ekleyeyim post :))

  8. Fevkalade güzel bir yazı olmuş, eline sağlık Derya.
    Dediğin gibi pek çoğunu biliyor ve yapmaya çalışıyorum ben de aslında ama bildiklerimi dahi her zaman uygulamayı başaramıyorum galiba. Bir de çocuğa başka bir bakan kişi daha varsa işler biraz daha zorlaşıyor bu durumda. Ama çok güzel çıkarımlar aldım yine de yazdıklarından, çıktısını dahi aldım hatta.
    Eklemek istediğim, çocuğa ‘koşma’ denmesi ile ilgili kısımda, sonuna ‘me’,’ma’ eki alan olumsuz kelimeler yerine örneğin ‘yavaş’, ‘sakin’ gibi daha olumlu sözcükler kullanabileceğimizi okumuştum bir yazıda. Çok da doğru gelmişti bana, paylaşmak istedim bu sebeple.
    Sevgiler

  9. Çok güzel bir özet olmuş,emeğinize sağlık..çok severim Irazı ve anlattıklarını,onu dinlemiş gibi oldum :)

  10. Dönüp dönüp okunacak bir yazı olmuş, paylaşımın için teşekkürler Derya:)

  11. Gerçekten de çok güzel söylenenler.Bende bir anne olarak elimden geleni yapmaya uğraşıyorum ama hayat bizi fazlasıyla yıprattığı için istem dışıda olsa çoğu yapmamız gereken şeyleri göz ardı ediyoruz…Bir atasözü var ”Ne ekersen onu biçersin ” bizlerde nasıl yetiştirirsek evlatlarımız öyle birer birey olacaklar.Anne yada baba olmak gerçekten de sabır ve özveri gerektiren bir meslek bence.Saygılar herkeze…

  12. Ellerine sağlık, bugünler de tam da ihtiyacım olan notlar. Sevgiler
    http://alisnur.blogspot.com
    Kuzeyin annesi

  13. Merhaba Derya hanım,yazı için teşekkürler.Yazının başında adını yazdığınız okul büyük bir şans olmalı sizler için.Ben de kızımı bir ay önce anaokuluna verdim.Kendisi henüz 2.5 yaşında.Neyse,bayram etkinliğinde ”ben ve arkadaşlarım Sevim öğretmenin elini öptük” dedi bana.Çok şaşırdım.O kadar küçük yaşta bir çocuğa el öptürmek, daha doğrusu el öptürmenin kemdisi hakkında ne düşünürsünüz acaba?Bana çok yanlış geldi ve okulla konuşmayı düşünüyorum ama sizin de düşüncenizi bilmek isterdim.Teşekkürler.

    • Kesinlikle katılıyorum bence de çok yanlış. Ama bunun gibi o kadar çok şey var ki okulda, ailede müdahale edemediğimiz… Duruma göre pratikte tek tek uğraşmayıp çocuğa saçmalığını anlatmak daha mantıklı sanırım. Yani el öpmeyi konuşabilirsiniz okulla mesela ama 10 kasım’ı konuşsanız da çözüm bulamazsınız..
      Bu arada benim gücüm o bahsettiğim okula yetmiyor, normal bir okula gönderiyorum.

Trackbacks/Pingbacks

  1. “Kuralsız Bir Hayat, Rotasız Bir Gemiye Benzer.” « Ada'lı Günler - [...] http://baskaanne.com/2012/03/05/cocuk-egitimi-ve-pozitif-disiplin/ [...]

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>