Pages Navigation Menu

Acayip bir doğum hikayesi

Posted by on Ağu 15, 2010 in Ana Sayfa, Anne Olmak, Aze Çınar, Aze Çınar Günlüğü, Aze Çınar'ın Doğum Hikayeleri, Doğuma Hazırlık, Hamilelik - Doğum | 8 comments

Dört gözle bekliyordum doğum hikayemi yazacağım zamanı. Doğum sonrası yazmanın biraz zaman alacağı, benim de hiç acele etmeyeceğimi düşünememişim. Bugün kızımın 11. günü ancak zaman ve yeterli motivasyonu sağlayıp oturuyorum bilgisayar başına.

3 Ağustos salı öğlen, eşimle kalkıp rutin muayenemize gittik hastaneye. 39 hafta 3 günlüktü hamileliğim. Doktorumuz vajinal muayene yaptı. Son söylediğinde olduğu gibi bebeğin doğum yoluna hala girmediğini, rahim ağzının arkaya dönük olduğunu, pazardan önce bebeğin gelmesinin zor olduğunu söyledi. Bir yandan canım sıkıldı bekleme işi devam edecek diye bir yandan da tam zamanında gelecek diye sevindim. Doktorumla pazarlık yaptık. O “cuma gel kontrole” dedi. Ben “Çok yoruluyorum geldiğimde, pazartesi geleyim yaa, arada doğum olursa gelirim işte.” dedim. En ufak tuhaf şeyde kontrole geleceğime söz verdikten sonra pazartesi gününde anlaştık.

Dönüşte Savo’yla kafeinsiz kahve içmek istedim, Beşiktaş’ta Starbucks’a gittik. Ferah ferah içtim kahvemi. Savo’nun daha vakti vardı ama eve arkadaşlar gelecek diye ben erken kalktım, karşıdan da mahallenin otobüsünü görünce, ışık mışık düşünmeden koştur koştur geçtim durağa. O denli iyi hissediyordum kendimi yani.

Eve geldim, arkadaşlar vardı, bloğa yazmıştım, o akşam baya arkadaş gelip gitti. Farklı bir ağrım vardı ama aklıma gelmedi doğum zira en erken pazar demişti doktor. Saat 21.00 suları tuvalete gittim. Kırmızı, regl akıntısına benzer bir şeyler geldi. “Aha nişan mı yoksa?” diye heyecanlandım. Doktoru aradım. “Vajinal muayeneden sebep olmuştur o. Doğum olması mümkün değil.” dedi. Pöffleyerek kapadım telefonu. Bir yandan da sancılarım artmaya, düzenli hale gelmeye başlamıştı. “Emziren Anneler” mail grubuna mail atıp sordum. “Şöyle bir sıvı geldi, şöyle sancılarım var acaba nedir nedir?” diyerek. Gelen cevapların hepsi, büyük ihtimalle doğumun başladığı yönündeydi. Hamileliğimin ortalarından beri bloğunu (Blogcu Anne) takip ettiğim Elif’le telefonda konuştuk. Bu arada sancı aralarım ilk zaman tuttuğumuzda 6-7 dakika gibiydi ve öncesini çok ağır hissetmeden bu aralıkla başlamış olması bana mümkün değilmiş gibi geliyordu. Elif de zaman tutmaya devam etmemi, düzenli giderse, doktoru aramamı, büyük ihtimalle doğumun başladığını söyledi.

Çok kısa süre sonra sancı araları 4-5 dakikaya düşmüştü bile. Halimiz çok komikti. Evde en yakın arkadaşım Gökay ve Savo’nun kız kardeşi Aylin vardı. Sancı başlayınca ben “geldi” diyorum, Gökay bir yandan kronometre tutarken, bir yandan tutunmam için bir kolunu bana uzatıyor, Ben eğilip kitaplığın bir rafından destek alıyorum, Aylin’se belime masaj yapıyor. :) Sancı araları ise daha da komik. Yemek yiyoruz, ben evi toparlıyorum, dondurma yiyorum, güzel güzel duşumu alıyorum, gülüp eğleniyorum falan. Tam hayal ettiğim gibi ilerleyebiliyor her şey. Tek yapamadığım oturmak. Saat 21.30′dan gece 01.00′e kadar neredeyse hiç oturmadım. O kadar iyi hazırlanmıştım ki bu sürece, o kadar iyi eğitmiştim ki kendimi en iyi nasıl yaşanabileceğine dair, olabilecek ennnn şahane şekilde geçirebildim. Sakin, fonksiyonel, başarılı.

Savaş’ı aradım. “Sakin ol, büyük ihtimalle doğum başladı, ama idare ediyorum, sancı araları 2 dakikaya falan düşünce ararız doktoru.” dedim. O da sakin kaldı gerçekten :) Saat 24.00′te evde oldu. Bana kalsa hala doktoru aramayacaktım ama Savaş çok ısrarcı oldu. Doktoru arayıp, “sancı araları neredeyse 2 dakkaya düştü” deyince, “hastaneye gelin” dedi.

Aylar öncesinden hazır olan valizimizi aldık, toparlandık, o esnada Neşe ve Gökşen geldi, kalabalık bir ordu halinde, yola koyulduk. Boğaz Köprüsü’ne nazır sancılarımızı yaşamak ayrı keyifliydi. Hastaneye vardık. Hızla acile aldılar. İşte orada doğumumun en şahane şeyi ile karşılaştık: Elif Ebe. Hiç incitmeden yaptığı vajinal muayenelerden, verdiği morallere, güler yüzüne, ilgisine resmen çok büyük lütuf oldu tüm gece boyunca bizim için. Elif Ebe beni odaya aldı, herkesi çıkardı. Muayeneyi yaptı, bu arada benim kalbim duracak; “Ya doktorun dediği gibi gündüz ki muayene yüzündense tüm bu ağrılar falan, ya doğum başlamadıysa, ya şimdi kös kös eve dönmemiz gerekirse…” derken Elif Ebe müjdeyi verdi: “Oo süper, doğum çoktan başlamış, rahim ağzı açıklığı 5-6 cm’ye varmış. Şahanesiniz.” Hoba bende bir sevinç bir sevinç… Millet içeri girdi, müjdeyi verdim, bizimkiler boş bulunup bir alkışlama… hastane çalışanları gelip kafayı uzatıyorlar “ne oluyor” diye! Biz hep beraber gülüyoruz, Elif Ebe şaşkın; “Sancı çekerken böyle gülen hamile ilk kez görüyorum.” Tam o ara aha!! haftalardır beklenen şey; suyum geliyor!!! Endişeliydim hep, “Ya geldiyse de ben farketmediysem? Nasıl bir şey ki bu? Ne kadar geliyor ki?” Dedikleri kadar var. Geldiğinde farketmemek mümkün değil. Rahat bir iki kilo su!!

Yatışımız yapılıyor. Bizi üst kata alıyorlar, tam odaya giriyoruz, hobaa bir daha su geliyor. Elif Ebe bakıyor, Eyvah, bebek kakasını yapmış içerde, suda yeşil renk var. Eğer bebeğin kalp atışları düşerse acil sezaryen gerekebilir! İşte o an paniklemeye başlıyoruz biraz. O safhaya kadar güzel güzel gelmişken, sezaryenle bitmesin süreç! En başından itibaren hep normal doğum istedim. 9 ay taşıdıktan sonra, ben uyurken dünyaya gelsin, başkaları karşılasın ben saatler sonra göreyim istemedim. Süt geldi mi gelecek mi endişesi yaşamak istemedim. Normal gelişmesi gereken, bin yıllardır böyle gelişen bir sürece müdahale edip, çocuğu doğurmak değil, müdahaleyle “aldırmak” istemedim.

Doktorumuz geliyor o ara. Muayene ediyor. NST’ye bağlatıyor bebeğin kalp atışlarını duyabilmek için. Şu hamilelik boyunca en kıl olduğum şey NST’ye bağlanmak. Evde sancıları ayakta daha rahat karşılamışken hastanede yatağa bağlı olmak beni rahatsız ediyor. Bu esnada Ayşen geliyor hastaneye. Biz de sanırım gecenin 2′sinde, hastaneye doğuma en kalabalık gelen tiplemeler rekorunu kırıyoruz böylece.

Rutin işlemler yapılıyor. Sırada doğumdan çok korktuğum iki şey var: Lavman ve epidural için kateter takılması. Lavman Elif Ebe’nin mahareti sayesinde çok kolay halloluyor. Sonra epidural için ameliyathanye alıyorlar. Doktorum, sezaryen olma ihtimaline karşı ilaç yaptırtmıyor. Sadece kateter takılacak. Benim talebim de eğer normal doğum olacaksa en düşük doz epidural almak. Çünkü hem doğum uzun sürerse bebeği etkilemesinden korkuyorum hem de epidural yüksek olursa doğum esnasında sancılrı hissedemeyip, yeterli ıkınamamaktan, doğumu zorlaştırmaktan. Ameliyathaneye tek başıma indiriyorlar. Korkutucu. Anestezist tatlı bir kadın. Ama ne kadar tatlı olursa olsun, ameliyat masasında çene karında, dizler o hamile göbeğin izin verdiğince karna çekili, nefes alamaz halde ve sancılar gelip giderken kıpırdamadan durmak çok zor. Doktorun ikizlerinden birinin adı Çınar’mış, Hemşireninse soyismi Çınar’mış. Bunlar konuşulurken olup bitiyor kateter takma işi.

Tekrar yukarı çıkarıyorlar. Savaş dışındakileri de dışarı çıkarıyorlar, artık doğma anı yaklaşıyor diye. Savaş, ben, Elif Ebe odada başbaşayız. Sancılar gitgide daha çok hissediliyor. Doktor geliyor, bebeğin kalp atışları normal. “Böyle giderse normal doğumla halledeceğiz.” diyor. Seviniyoruz. En düşüğünden epidural yapılıyor. Savaş elimi tutuyor. Gözü bebeğin kalp atışlarının olduğu ekranda, sürekli hatırlatıyor bana: “Hadi hayatım öğrendiğin gibi, derin nefes al, yavaş yavaş bırak.” Ben sancılarla gergin, “Almayacaaam” şımarıklığı yaptığımda hatırlatıyor: “Bak kalp atışı düşüyor Çınar’ın sen derin nefes almayınca, sezaryen mi olsun istiyorsun? Hadi bir derin nefes… Hah bak arttı şimdi, aferin.”

Sancılar maksimuma ulaştığında geldi doktorum. Muayene etti ve “Açıklık tamam, haydi doğumhaneye gidiyoruz.” dedi. Henüz beklemiyordum. Ama artık sancılar da çok zorlamaya başlamıştı. Bir de ben basınç hissini vajinada yaşayacağım sanıyordum. Halbuki tuvalete çıkma daha doğrusu çıkamama, kabızlık hissinin, ziplenmiş haliymiş tamemen.

Doğumhaneye aldılar, sancılarla ıkınma süreci başladı. Saat 05.05. Tam okuduğum hikayelerdeki gibi, her sancıda ıkınıyorum ama hiçbir gelişme yok, hiçbir ilerleme yok gibi geliyor bana. Boşu boşuna uğraşıyorum ve doğum asla bitmeyecek, birazdan doktor “Olmayacak haydi sezaryene.” diyecek gibi geliyor. Bir yandan bebeği ittirirken tüm gücümle bir yandan da Savaş’a bakıyorum, öyle heyecanlı, öyle panik ki… Son gücümle ittiriyorum ve Savaş “Derya bak doğdu.” diyor. Saat 05.19. İçimden kocaman bir ağırlık çekiliyor dışarı. Göbeğini kesiyor doktor. Bebeği yan masayı alıyorlar. Savaş’a bakıyorum, yeşil ameliyat kıyafeti, bonesi içinde gözleri dolu dolu, öyle mutlu ve güzel ki. Herkes “Bebeğimi görür görmez tüm acılarımı unuttum.” der, ben Savaş’ı öyle görünce tüm acılarımı unuttum. Mümkün olmaz sanardım ya o ana kadar ki sevgimin yüz katını hissetmeye başlıyorum o anda sevgilime karşı.

Bu arada bebeğimiz ağlamadı. Doktora sordum. “Normal, her zaman ağlamazlar, biz de ağlatmıyoruz” dedi. İnce bir hortumla ağzını, burnunu temizlediler. O zaman minik bir “uvveaaa” sesi geldi. Sonrasında hemen kucağıma verdiler.


Bebeği temizleyip giydirirlerken (Biz heyecanlı, hemşireler daha heyecanlı bebeğimin şapkası başka takımdan, zıbını başka, altı başka. Ama kimin umurunda?!) , benden plasentayı aldılar. Dikiş tamamlandı. Bebeğimle beraber odaya çıkardılar.

9 aydır heyecanla ve merakla beklenen süreç tamamlanıyor. Normal doğum sayesinde, hiç akış bozulmadan, kesintiye uğramadan… İstese bizi sezaryene yönlendirebilecekken yapmayan doktorum, Sürekli beni destekleyip, moral veren sevgilim ve çok sevgili arkadaşlarımın da büyük katkılarıyla.

Tüm hamile kadınlara öneririm normal doğumu. Bir süre yaşayacağınız yoğun acı, bir ömür gülümseyerek, şahane hatırlayacağınız ana değiyor.  

Read More

Geri Sayım 11

Posted by on Tem 28, 2010 in Ana Sayfa, Ay Ay Hamilelik, Aze Çınar, Aze Çınar Günlüğü, Hamilelik - Doğum | 0 comments

Bugün doktora gittik. Öncesinde Savaş, Aylin, ben eski fotoğraflara bakıp nostalji yaptık biraz. Sonrasında yola çıktık, güzel güzel vardık hastaneye. Benim ağrılar had safhada olduğundan umudum doktorun “Aaa doğum başlamış, hemen yatıralım.” demesiydi. Halbuki tam tersi, “Daha en az bir hafta gelmeye niyeti yok, kafa aşağı inmemiş, yüzü de yukarıda.” yorumunu duyduk. 
Kilosu 3.300, suyu iyi. Bir sıkıntısı yok. Benim çok ama sıkıntım. Hele dönüşte ağrıdan gözümden yaş geldi resmen. Bilmiyorum ne kadar süre daha dayanılır. Doktorda da minik can sıkıcı bir şey yaşadık. Moralimiz bozuldu ama geçti şimdi. Şimdi evdeyiz. Vedat geldi. Yemek yedik, sohbet muhabbet bir gün daha geçecek.
Çoook çabuk geçsin artık günler.  
(Her hastane ziyaretinde köprüden geçiyoruz. Hem Boğaz’ı yukarıdan izlemek, hem de köprüden geçerken püfür püfür esip serinleten rüzgar acayip mutlu ediyor beni.)

Read More

Gebelik – Doğuma Hazırlık – Bebek Bakımı

Posted by on Tem 2, 2010 in Ana Sayfa, Annelere Tüyolar, Bebek Bakımı, Doğuma Hazırlık, Hamilelik - Doğum | 0 comments

Daha önce kimi dergilerde, dizilerde, filmlerde denk geldiğim bir şeydi gebe eğitimleri. Gördüğüm kadarıyla bu eğitimlerde doğum esnasında nasıl nefes alınacağı, doğumu kolaylaştırmak için egzersizler, bebek doğduktan sonra nasıl emzireceğiniz, altını nasıl bağlayacağınız, sağlığını nasıl takip edeceğinize kadar bilumum şey öğretiliyordu. Açıkçası bu eğitimlerin gayet pahalı olduğunu düşünüyordum. Ki aslında evet, çoğu çok pahalıydı. Ama okuduğum bloglardan öğrendim ki kimi hastanelerin ücretsiz eğitimleri vardı. Öğrendiğim iki tanesi Amerikan Hastanesi ve Acıbadem Hastanesi. Amerikan Hastanesi daha yakın olduğundan ona kayıt yaptırdım ve çarşamba günü (30 Haziran) ilk kez gittik Savaş’la. Aslında internet araştırmalarım o denli yoğun ve ayrıntılı ki, teorik olarak fazlasıyla her şeyi öğrendiğimden emindim ama pratiği görmek ve özellikle de doğum esnasında doğumu kolaylaştıran nefes egzersizlerini öğrenmek için gitmek istedim.

Benim dikkatsizliğim sonucu, eğitim 17.30da başlamışken biz o saatlerde vakit geçiriyorduk Savaş’la, 18.30da sandığım eğitime erken gitmeyelim diye. Allahtan son ana bırakmadık 18.10 gibi oradaydık. Gittiğimizde yenidoğanlarda en çok görülen rahatsızlardan bahsediyordu.

Bildiğim çoğu şeyi not almadım ama aldıklarımı, hatırladıklarımla birlikte paylaşmak isterim;

Pamukçuk: Çok olağanüstü bir şey değil olması, çok zararlı da değil. Ama bebeğin süt içişini etkileyebilir. Miktarı ve kaliteyi azaltabilir. Karbonatlı su ile bebeğin ağzını silmek büyük ihtimalle iyi gelecek. İyi gelmezse doktora tabii ki.
Çapak: Uyandığında az miktarda çapak normal. Ama sürekli kendini tekrar eden çapak varsa göz dibine, burun dibine (göz yaşı kesesi burun dibinde olurmuş ve tıkanması çapak yapabilirmiş) masaj öneriyorlar. Çapağın temizlenmesi içinse ılık su ve pamuk. Başa çıkılamazsa bittabi yine doktor.
Burun tıkanması: Serum fizyolojik ile burun içi ıslatılır, pamuk tek yöne çevrilerek burun temizlenir.

Bebeğin ateşi 36,5 – 37 arasında olmalı. Kol altından 37,3, makattan 38 bebek için ateş sayılıyor. Bebek derecesi için ilk üç- dört ay kulak derecesi önermiyorlar. Kol altı ya da makat dereceleri sağlıklı. İlk üç ay ateş olduğunda hemen hastaneye gitmek gerekirmiş.

Emzik; ilk bir ay kullanılmamasını öneriyorlar. Zira bebek meme emmek istemeyebilir daha memeğe alışmadan emziğe alışırsa. Bir ay sonra memeden süt emmeyi iyice öğrenip, alıştıktan sonra emzik verilebilir.

Bebek kontrolleri; Doğduktan bir hafta sonra genel kontrol, bir ay sonra kalça ultrasonu, 2. ay sarılık aşısı için mutlaka doktora götürmek gerek dediler.

Yenidoğan bezi: 3-6 kilo için olan 2 numara yenidoğan bezleri önerdiler. 1 numara bebeği sıkabilirmiş. Bezin dokusu da petekli değil pamuklu olmalıymış.

Pişik; Pişik çoklukla bebeğin altı iyi kurulanmadığında ve havasız kaldığında oluyor. Altını temizledikten sonra, özellikle ilk üç ay ıslak mendillerle değil ılık sulu pamukla temizleyip, sonra bir havluyla iyice kurulamak gerekiyor. Mümkün oldukça da bebeğin poposunu açık bırakıp hava almasını sağlamak. Pişik için Decidin adı verilen kremi öneriyorlar.
Bir de alt değiştirirken, özellikle kız çocuklarında önden arkaya doğru silmek gerekiyor. Yoksa kakayı alıp direk idrar yollarına yerleştirmek işten değil.

Göbek; henüz karar veremediğim bir soru vardı; Bebeğin göbeği düşmeden bebek yıkanır mı yıkanmaz mı? Şöyle cevaplıyorlar bu soruyu; Orada önemli olan göbeğin ıslanmaması, ıslanmayan göbek daha çabuk düşer, ıslanan göbek mikrop oluşturabilir. Bu yüzden ilk gün daha göbek ıslakken yıkanabilir bebek, sonra göbek düşene kadar silinmesinde fayda var. Göbek düşene kadar da günde iki kez alkol ile göbeği temizlemek gerekiyor. Temizlemek için başka maddeler de kullanılabilir ama bebeğin kıyafetlerinin temizliği için en güzeli alkol. Eğer göbekte akıntı varsa tehlikeli. Derhal doktora götürmek gerekiyor.

Banyo: Göbek düştü, artık rahatız. İstersek bebek rahat etsin, rahat uyusun diye bebeği her gün yıkayabiliriz. Ama şampuanlamayı haftada ikiden fazla yapmamakta fayda var. Saat olarak da bebeğin uykuya yakın olduğu akşam saatlerinin rutini haline getirirsek hem bebek rahat bir uyku uyur hem de banyo yaptığında uyuyacağını anlayacağından kendini hazırlayıp çok sorun da çıkarmaz. Banyo esnasında bebek toksa kusabilir, açsa durmayabilir o yüzden ne aç ne tok olduğu bir an yıkayıp, emzirip yatırmak en iyisidir. Su ısısı 36,5 – 37 vücut ısısında olmalı.

Tırnak kesimi: Tırnak en erken 15 gün sonra kesilecek. Tırnak makası içi plastik koruması olanlardan olmalı. Tırnağı önce küt kesip sonra bebe törpüsüyle yuvarlamak gerekirmiş.

Yastık: ilk üç ay yastık önermiyorlar. Bebeğin kafası vücudundan ağır olduğu için yastığın kaldırdığı kafa öne eğilir, boynu kapanır, nefes alamayabilirmiş bebek. Yan yastığı kullanılabilirmiş bleine ve karnına.

Gaz; Şimdi bu gaz ağrısını önlemek için iki aşama varmış. Bir benim aradaki farkı bilmediğim, omza alıp, kürek kemiklerinin ortasına pıt pıt vurduğumuz aşama. Bu esnada gaz henüz bebeğin bağırsaklarına inmemişmiş biz inmesin de inmeden ağızdan çıksın, ağrı yapmasın diye vuruyormuşuz, ineni popodan çıkarsın diye değil. Bağırsağa inen gazı ise – ki çoklukla bebeği ağlayarak uyandıran, şiddetli ağrıya sebep olan bu- karnına, beline sıcak havlu koyup, karnına masaj yaparak, bacaklarını geri iterek çıkartıyoruz. Bebeği yüzüstü yatırmak da faydalı olabilirmiş. Anne ne kadar az gazlı yiyip içerse bebek de o kadar az gazlı olurmuş.

Bebeğin vücuduna direk değen kıyafetin pamuklu olmasına dikkat etmek gerekirmiş.

Not aldıklarım bu kadar. Aslında çok şey vardı. Ama not aldıklarım ve hatırladıklarım bu kadar. Başkaca hatırladığım olursa, önümüzdeki günlerde gittiğim eğitimden aklımda kalanları yazarken eklerim.

Siz de İnternetten size yakın, ücretsiz hastane eğitimleri bulup, telefonla kayıt yaptırabilirsiniz.  

Read More

Hamileyken Yüzmek (Ekşi Sözlük’ten)

Posted by on Haz 23, 2010 in Ana Sayfa, Doğuma Hazırlık, Hamilelik - Doğum, Hamilelik Tüyoları, Sağlık | 0 comments

efenim illa duymuşunuzdur ama bizzat tescillemek isterim: hamilelikte en şahane şey yüzmektir. bissürü bissürü faydası var hem de.

ilk üç ayda; feci mide bulantıları yaşarken suyun içinde bir rahat hissedersiniz kendinizi. irrite eden bilumum kokudan uzaksınızdır. vücudun hamileliğe alışmak için kemikleri açması vs sebebiyle başlamış olan ağrılarınızı minimum hissedersiniz. o ilk üç ay yaşanan yoğun uyku ve halsizlik hali yerini taptaze, dinç bir hale bırakır. (tabi bu hal havuzdan çıkıp eve varana kadar sürer sadece evet.)

ikinci üç ayda; hazır enerjiniz had safhadayken bol bol yüzün ki, hem kaslar, eklemler, kemikler doğuma daha güçlü girsin ve doğum sancılarının azalmasını sağlasın. hemi de hamilelik sebebiyle yoğun kilo alımının önüne geçin. bebeğiniz kilo alsın ama siz minumumda seyredin. son üç aya daha dinç girin.

son üç ay; ah beybi son üç ayda esas cennet haline geliyor havuz. ne kadar dengeli kilo alsanız da vücut eskiye oranla pek bir hantalken, ondeki göbek tüm dengeyi alt üst ederken, bel ve sırt ağrıları gitgide daha fazla ağrımaya başlamışken, yataktan kalkmak bir 5 dakika, koridoru tamamlamak 8 dakika sürerken, penguen gibi yürümeye başlamışken, bebek kendini bir dansçı, bir boksör, bir futbolcu, smaçör, jimnastikçi vs sanarken ve sizi gün içinde sürekli içten dışa pataklarken, iki dakika bile aynı pozisyonda oturamaz haldeyken havuza bir giriyorsun…. allllllaaahımmmmmm bu nasıl bir rüyadır, nasıl bir cennettir, paralel evrendir, başka bir dünyadır….. sadece bu anda hamile kalmadan önceki eski siz gibi hissedebiliyorsunuz!

bir kere tüm ağırlık kayboluyor, denge sorunu kalmıyor, bebek hazretleri yüzme hareketlerinin beşik hissi vermesiyle anında uykuya geçiyor ve havuzdan sonra bir kaç saat bile sakinliğini bozmuyor. son günlerinizin ennnnnnn mutlu anlarını yaşıyorsunuz. o kadar ki, son gittiğimde bokunu çıkartıp tam 2 saat boyunca, neredeyse kafamı bile çıkarmadan yüzdüm havuzda. elimde olsa, doğurana kadar kalacağım bir havuzda. ve bir de bebekle özdeşlik kuruyorsunuz fazlasıyla. suyun içinde onun gibi hissetmeye çalışıyorsunuz. kulakları suyun altında tutup onun duyduğu uğultuyu duyup, onun gibi durmaya çalışıyorsunuz. acayip bir şey.

evet hamile kardeşlerim, ablalarım. bu satırları okuyorsanız, altını ısrarla çizeyim: hamilelikte anne adayı için en önemli, hayatı en kolaylaştıran şey, hamileliğin en başından itibaren yüzmektir. iyi bir araştırmayla temiz ve ucuz bir yer bulabilirsiniz illaki.

Read More