Pages Navigation Menu

DOĞANA DOĞUMDA KADIN HAKLARI DERNEĞİ BİLGİRGESİ

Posted by on Kas 25, 2013 in Ana Sayfa, Annelik, Doğuma Hazırlık, Duyurular - Etkinlikler, Hamilelik - Doğum, Hamilelik Tüyoları, Hayatın İçinden, Toplumsal | 0 comments

(Bu yazı ortak yayındır)

DOĞANA, Doğumda kadın hakları için çalışan bir dernek. Aralarında doktorlar, ebeler, doulalar, doğum eğitmenleri, yoga eğitmenleri ve anneler var. Anne ve bebeğe saygılı, olumlu doğum deneyimleri için çalışıyor. Vizyonları, tüm kadınların hamilelik, doğum ve lohusalık dönemlerinde, saygılı, aile odaklı ve kanıta dayalı bakıma ulaşabilecek bir Türkiye.

Read More

Ana Kılavuz, Kılavuzumuz Olsun…

Posted by on May 3, 2012 in Ana Sayfa, Anne Olmak, Anne Sütü - Emzirme, Annelere Özel Ürünler, Annelere Tüyolar, Annelik, Ay Ay Hamilelik, Bebek Bakımı, Bebek-Çocuk, Bebek/Çocuk için Ürünler, Beslenme, Deneyip Test Ettiklerimiz, Doğuma Hazırlık, Duyurular - Etkinlikler, Ebeveynler için Ürünler, Ebeveynlere Kitaplar, Ek gıdaya geçiş, Emzirmek-Süt Sağmak, Gezip Gördüklerimiz, Hamile için Ürünler, Hamilelik - Doğum, Hamilelik Sorunları, Hamilelik Tüyoları, Hayatın İçinden, İkinci El, Lohusalık, Pedagoji -Medagoji, Sağlık, Teknoloji, Ürünler, Yavrulara Kitaplar, Yemek Tarifleri | 8 comments

Uzun süredir koşturup duruyorum bir sürü şeyle, bloga doğru dürüst tek yazı yazamadım aylardır. Hepsinin temelinde “Anne Dostu” bir iş projesi yaratmaya çalışmak vardı. Var. Adımlarımızın ilkini bugün sonunda açabildik.

Çok yorulduk, çok, güldük, çok ağladık, çok kızdık. Saçlarımız beyazladı, uykusuz kaldık. Fakat ayların emeğinin ilk somut karşılığını saldık havaya bugün. Havaya saldık çünkü sitemiz, anakilavuz.com herkesin sitesi.

Read More

4. Ay

Posted by on Ara 10, 2010 in Ana Sayfa, Anne Sorunları, Ay Ay Bebek Gelişimi, Aze Çınar Günlüğü, Doğuma Hazırlık, Gezip Gördüklerimiz, Hayatın İçinden | 0 comments

Bir şeyler oldu, bir şeyler yine yasaklandı, bunun sonunda bizim siteye ulaşılamadı baya bir süredir. Meğer www.deryaze.com yönlendirmesini en baştan kaldırsak hiç sorun kalmayacakmış ama eşek Loststone bunu daha yeni söyledi sağolsun. Vakit bulursa o yönlendirmeyle çalışmasını da sağlayacak bir ara. 
Bu kadar süredir yazacak çok şey birikti tabi. Yazmadığım için unuttuklarım da cabası. Artık geriye ne kaldıysa… 

Evet Aze’m Çınar’ım 4. ayını doldurdu. Boyu daha da uzadı, tombiş tombiş bir şey oldu. Öyle güzel, öyle çapkın, cilveli gülüyor ki anlatamam. 3-4 kez gerçek kahkaha attı, onlarca kez de kahkaha sandığı öksürüklü sahte kahkahalarından. İlk şehir dışı yolculuğunu yaptı. İlk nezlesini oldu. Belini, poposunu kaldırmaya başladı. El kullanımı gitgide artıyor. Biberonu direk tanıyor ve hamle yapıyor gördüğünde. Az önce ağzındaki biberonu çekip diğer biberona uzanmışken vermek için, eliyle kulağıma asıldı biberonu çekmeyeyim diye inanamazsınız. Erkekleri, erkekler içindeyse bıyıklı erkekleri daha çok seviyor. Ama istisnasız herkese gülüyor. Deli yatmaya başladı. Annesinin ve babasının kızı… Az evvel gittiğimde yorganının yarısını altına almış yarısını savurmuş demezsin ki 4 aylık… 




Altınoluk’ta kuzeniyle tanıştı. Su Hatun pek hoş karşıladı kendisini. “Ajee, Ajee” diye dolandı. Minik kumru tüm gidiş geliş boyunca bizi hiç üzmedi sağolsun.  Çok daraldığında “eeee eee ee” diye kendini uyutmaya çalıştı, çoklukla da becerdi. Uyku düzeni yine değişti. Bir kaç gündür 21.00 civarı uyuyor. İlk rutininde gece yarısı anca geçiyordu gece uykusuna. 21.00 sanki daha iyiymiş gibi görünse de, erken yatıp erken kalkmasındansa, geç yatıp geç kalkmasını tercih ederdim gece kuşu, sabah uykusu sevdalısı bir anne olarak. Ama maalesef annelik puştluktan azade olmayı gerektirdiğinden “dur uyuma gece yarısını bekle.” diyemiyorum :(


Genel olarak iyiyiz. Ben de koksigodini çıktı. 4 aydır yaşadığım ağrılar bu sebeptenmiş. Aze Hanımın dışarıya çıkarken el, ayak artık allah ne verdiyse takmasıyla oluşmuş. Hakkında ayrı bir yazı yazacağım. 
Şu aralar bizim hayat pek çetrefilli. Köklü kararlar verme, plan yapma, gelecek belirleme zamanları. 3 vakte kadar her bir şeyler değişebilir.. Değişmeyen tek şey şu aralar bizim için, tüm değişimlerin Aze Çınar odaklı gelişmesi. Ki Aze Çınar tam en şeker, en sevilecek zamanlara gelmişken en can sıkıcı kararlar ve gelişmeler bile bizi en fazla birazcık somurtur diye düşünüyorum. 
Yazacak çok şey var. Bugün yarın işşşallah. 

Read More

Eski bir Hamileden Yeni Hamileye Tüyolar…

Posted by on Eyl 8, 2010 in Ana Sayfa, Annelere Özel Ürünler, Annelere Tüyolar, Bebek Bakımı, Bebek/Çocuk için Ürünler, Doğuma Hazırlık, Ebeveynler için Ürünler, Hamile için Ürünler, Hamilelik - Doğum, Hamilelik Tüyoları, Ürünler | 9 comments

Eski bir Hamileden Yeni Hamileye Tüyolar…

  • Bol bol su için. Mümkünse en başından itibaren. Minimumda kilo alıp, ödem, varis hiçbirini yaşamadıysam en birinci sebebi günde en az 3-4 litre su içmemdi herhalde.
  • Mümkün mertebe çok okuyun. Hamileliğin aşamaları, doğum, diğer hamilelerin blogları… ne kadar çok şey bilirseniz o kadar iyi, güvende hissedersiniz kendinizi.
  • Tatlı seviyorsanız, ilk tercihinizin dondurma olmasına kasın. En az zararlı ve hatta kısmen faydalı tatlı.
  • Hamilelik boyunca mutlaka almanız gereken besinleri sevmiyorsanız, eş değerlerini bulun. Mesela; süt sevmiyorsanız meyveli, nesquikli süt, balık sevmiyorsanız, ceviz, semizotu gibi omega içeren muadillerini tüketin.
  • Şu emzirme için önerilen koltuklar sadece emzirme için değil, hamileliğin son günlerinde, rahat birkaç saat oturabilmek için de şahaneymiş. Öyle çok pahalısına da hacet yok. İkea’nınkiler gayet iş görüyor.
  • Herkesin hamileliğinin kendine has olduğunu, sizin herkesten “başka hamile” olduğunuzu sakın unutmayın. Başka bir hamilenin, gücü, kilosu, sağlığı, bebeğin kilosu, boyu vs hiçbir şeyle kendinizi ve bebeğinizi kıyaslamayın. Benzer şeyleri benzer zamanlarda yaşamayı beklemeyin.
  • Hamileliğin ilk anları birden çocuk sevgisiyle dolup taşmıyorsanız paniğe kapılmayın. Yalan o anlatılanlar, makul bir zaman gerekiyor her yeni şeye alışmamız için makul bir zaman gerektiği gibi.
  • Spor yapın, özellikle kol çalışın. Doğumdan sonra o bebeği sürekli taşımak, sallamak, gaz çıkarmak için güçlü kollara ihtiyacınız olacak.
  • Sancılarınız başladığında hastaneye gitmek için acele etmeyin. Ne kadar erken giderseniz o kadar zor, stresli bir doğum yaşarsınız.
  • Fotoğraf makinası, kamerayı unutmayın. Doğuma girecek olan eşiniz/arkadaşınıza yüz kere tekrar edin her anı çekmesini. O an unutmaya çok müsait bir an.
  • Blog yazın. Dert ettiğiniz bir çok şeyin yazdıktan sonra hafiflediğini göreceksiniz. Sizin gibi başkalarıyla tanışabileceksiniz. İnsan beyni çabuk unutuyor, yıllar sonra dönüp bakabileceğiniz, bugünleri hatırlayabileceğiniz bir günlük sahibi olmuş olacaksınız. Bebeğiniz büyüdüğünde ona süper bir hediye vermiş olacaksınız.
  • Hamileliğinizin son ayından itibaren göğüs uçlarınıza çatlak önleyici krem sürün. Yoksa çok çekersiniz emzirme esnasında. Yaşadım da söylüyorum. Krem önerim; Lansinoh.
  • Bebek alışverişi yaparken şu cafcaflı hastane çıkışlarına, bebek takımlarına kanmayın. 1 adet alın yeter. Çok kullanışsızlar. Onlar yerine bol bol çıtçıtlı badi ve uzun kollu tulumlardan alın. Uzun kollu ne alırsanız alın ellerinin istendiğinde eldiven olabilme özelliği taşımasına dikkat edin. Bebeler normal eldivenleri atıyorlar ellerinden.
    Mothercare’de 3 tanesini 56 liraya satıyorlar.
  • Doktorunuzu ve hastanenizi iyi seçin. Son pişmanlık fayda etmez.
  • Vallahi de billahi de normal doğum sezaryenden daha kolay.

Aklıma geldikçe eklerim ben daha.

Read More

Acayip bir doğum hikayesi

Posted by on Ağu 15, 2010 in Ana Sayfa, Anne Olmak, Aze Çınar, Aze Çınar Günlüğü, Aze Çınar'ın Doğum Hikayeleri, Doğuma Hazırlık, Hamilelik - Doğum | 8 comments

Dört gözle bekliyordum doğum hikayemi yazacağım zamanı. Doğum sonrası yazmanın biraz zaman alacağı, benim de hiç acele etmeyeceğimi düşünememişim. Bugün kızımın 11. günü ancak zaman ve yeterli motivasyonu sağlayıp oturuyorum bilgisayar başına.

3 Ağustos salı öğlen, eşimle kalkıp rutin muayenemize gittik hastaneye. 39 hafta 3 günlüktü hamileliğim. Doktorumuz vajinal muayene yaptı. Son söylediğinde olduğu gibi bebeğin doğum yoluna hala girmediğini, rahim ağzının arkaya dönük olduğunu, pazardan önce bebeğin gelmesinin zor olduğunu söyledi. Bir yandan canım sıkıldı bekleme işi devam edecek diye bir yandan da tam zamanında gelecek diye sevindim. Doktorumla pazarlık yaptık. O “cuma gel kontrole” dedi. Ben “Çok yoruluyorum geldiğimde, pazartesi geleyim yaa, arada doğum olursa gelirim işte.” dedim. En ufak tuhaf şeyde kontrole geleceğime söz verdikten sonra pazartesi gününde anlaştık.

Dönüşte Savo’yla kafeinsiz kahve içmek istedim, Beşiktaş’ta Starbucks’a gittik. Ferah ferah içtim kahvemi. Savo’nun daha vakti vardı ama eve arkadaşlar gelecek diye ben erken kalktım, karşıdan da mahallenin otobüsünü görünce, ışık mışık düşünmeden koştur koştur geçtim durağa. O denli iyi hissediyordum kendimi yani.

Eve geldim, arkadaşlar vardı, bloğa yazmıştım, o akşam baya arkadaş gelip gitti. Farklı bir ağrım vardı ama aklıma gelmedi doğum zira en erken pazar demişti doktor. Saat 21.00 suları tuvalete gittim. Kırmızı, regl akıntısına benzer bir şeyler geldi. “Aha nişan mı yoksa?” diye heyecanlandım. Doktoru aradım. “Vajinal muayeneden sebep olmuştur o. Doğum olması mümkün değil.” dedi. Pöffleyerek kapadım telefonu. Bir yandan da sancılarım artmaya, düzenli hale gelmeye başlamıştı. “Emziren Anneler” mail grubuna mail atıp sordum. “Şöyle bir sıvı geldi, şöyle sancılarım var acaba nedir nedir?” diyerek. Gelen cevapların hepsi, büyük ihtimalle doğumun başladığı yönündeydi. Hamileliğimin ortalarından beri bloğunu (Blogcu Anne) takip ettiğim Elif’le telefonda konuştuk. Bu arada sancı aralarım ilk zaman tuttuğumuzda 6-7 dakika gibiydi ve öncesini çok ağır hissetmeden bu aralıkla başlamış olması bana mümkün değilmiş gibi geliyordu. Elif de zaman tutmaya devam etmemi, düzenli giderse, doktoru aramamı, büyük ihtimalle doğumun başladığını söyledi.

Çok kısa süre sonra sancı araları 4-5 dakikaya düşmüştü bile. Halimiz çok komikti. Evde en yakın arkadaşım Gökay ve Savo’nun kız kardeşi Aylin vardı. Sancı başlayınca ben “geldi” diyorum, Gökay bir yandan kronometre tutarken, bir yandan tutunmam için bir kolunu bana uzatıyor, Ben eğilip kitaplığın bir rafından destek alıyorum, Aylin’se belime masaj yapıyor. :) Sancı araları ise daha da komik. Yemek yiyoruz, ben evi toparlıyorum, dondurma yiyorum, güzel güzel duşumu alıyorum, gülüp eğleniyorum falan. Tam hayal ettiğim gibi ilerleyebiliyor her şey. Tek yapamadığım oturmak. Saat 21.30’dan gece 01.00’e kadar neredeyse hiç oturmadım. O kadar iyi hazırlanmıştım ki bu sürece, o kadar iyi eğitmiştim ki kendimi en iyi nasıl yaşanabileceğine dair, olabilecek ennnn şahane şekilde geçirebildim. Sakin, fonksiyonel, başarılı.

Savaş’ı aradım. “Sakin ol, büyük ihtimalle doğum başladı, ama idare ediyorum, sancı araları 2 dakikaya falan düşünce ararız doktoru.” dedim. O da sakin kaldı gerçekten :) Saat 24.00’te evde oldu. Bana kalsa hala doktoru aramayacaktım ama Savaş çok ısrarcı oldu. Doktoru arayıp, “sancı araları neredeyse 2 dakkaya düştü” deyince, “hastaneye gelin” dedi.

Aylar öncesinden hazır olan valizimizi aldık, toparlandık, o esnada Neşe ve Gökşen geldi, kalabalık bir ordu halinde, yola koyulduk. Boğaz Köprüsü’ne nazır sancılarımızı yaşamak ayrı keyifliydi. Hastaneye vardık. Hızla acile aldılar. İşte orada doğumumun en şahane şeyi ile karşılaştık: Elif Ebe. Hiç incitmeden yaptığı vajinal muayenelerden, verdiği morallere, güler yüzüne, ilgisine resmen çok büyük lütuf oldu tüm gece boyunca bizim için. Elif Ebe beni odaya aldı, herkesi çıkardı. Muayeneyi yaptı, bu arada benim kalbim duracak; “Ya doktorun dediği gibi gündüz ki muayene yüzündense tüm bu ağrılar falan, ya doğum başlamadıysa, ya şimdi kös kös eve dönmemiz gerekirse…” derken Elif Ebe müjdeyi verdi: “Oo süper, doğum çoktan başlamış, rahim ağzı açıklığı 5-6 cm’ye varmış. Şahanesiniz.” Hoba bende bir sevinç bir sevinç… Millet içeri girdi, müjdeyi verdim, bizimkiler boş bulunup bir alkışlama… hastane çalışanları gelip kafayı uzatıyorlar “ne oluyor” diye! Biz hep beraber gülüyoruz, Elif Ebe şaşkın; “Sancı çekerken böyle gülen hamile ilk kez görüyorum.” Tam o ara aha!! haftalardır beklenen şey; suyum geliyor!!! Endişeliydim hep, “Ya geldiyse de ben farketmediysem? Nasıl bir şey ki bu? Ne kadar geliyor ki?” Dedikleri kadar var. Geldiğinde farketmemek mümkün değil. Rahat bir iki kilo su!!

Yatışımız yapılıyor. Bizi üst kata alıyorlar, tam odaya giriyoruz, hobaa bir daha su geliyor. Elif Ebe bakıyor, Eyvah, bebek kakasını yapmış içerde, suda yeşil renk var. Eğer bebeğin kalp atışları düşerse acil sezaryen gerekebilir! İşte o an paniklemeye başlıyoruz biraz. O safhaya kadar güzel güzel gelmişken, sezaryenle bitmesin süreç! En başından itibaren hep normal doğum istedim. 9 ay taşıdıktan sonra, ben uyurken dünyaya gelsin, başkaları karşılasın ben saatler sonra göreyim istemedim. Süt geldi mi gelecek mi endişesi yaşamak istemedim. Normal gelişmesi gereken, bin yıllardır böyle gelişen bir sürece müdahale edip, çocuğu doğurmak değil, müdahaleyle “aldırmak” istemedim.

Doktorumuz geliyor o ara. Muayene ediyor. NST’ye bağlatıyor bebeğin kalp atışlarını duyabilmek için. Şu hamilelik boyunca en kıl olduğum şey NST’ye bağlanmak. Evde sancıları ayakta daha rahat karşılamışken hastanede yatağa bağlı olmak beni rahatsız ediyor. Bu esnada Ayşen geliyor hastaneye. Biz de sanırım gecenin 2’sinde, hastaneye doğuma en kalabalık gelen tiplemeler rekorunu kırıyoruz böylece.

Rutin işlemler yapılıyor. Sırada doğumdan çok korktuğum iki şey var: Lavman ve epidural için kateter takılması. Lavman Elif Ebe’nin mahareti sayesinde çok kolay halloluyor. Sonra epidural için ameliyathanye alıyorlar. Doktorum, sezaryen olma ihtimaline karşı ilaç yaptırtmıyor. Sadece kateter takılacak. Benim talebim de eğer normal doğum olacaksa en düşük doz epidural almak. Çünkü hem doğum uzun sürerse bebeği etkilemesinden korkuyorum hem de epidural yüksek olursa doğum esnasında sancılrı hissedemeyip, yeterli ıkınamamaktan, doğumu zorlaştırmaktan. Ameliyathaneye tek başıma indiriyorlar. Korkutucu. Anestezist tatlı bir kadın. Ama ne kadar tatlı olursa olsun, ameliyat masasında çene karında, dizler o hamile göbeğin izin verdiğince karna çekili, nefes alamaz halde ve sancılar gelip giderken kıpırdamadan durmak çok zor. Doktorun ikizlerinden birinin adı Çınar’mış, Hemşireninse soyismi Çınar’mış. Bunlar konuşulurken olup bitiyor kateter takma işi.

Tekrar yukarı çıkarıyorlar. Savaş dışındakileri de dışarı çıkarıyorlar, artık doğma anı yaklaşıyor diye. Savaş, ben, Elif Ebe odada başbaşayız. Sancılar gitgide daha çok hissediliyor. Doktor geliyor, bebeğin kalp atışları normal. “Böyle giderse normal doğumla halledeceğiz.” diyor. Seviniyoruz. En düşüğünden epidural yapılıyor. Savaş elimi tutuyor. Gözü bebeğin kalp atışlarının olduğu ekranda, sürekli hatırlatıyor bana: “Hadi hayatım öğrendiğin gibi, derin nefes al, yavaş yavaş bırak.” Ben sancılarla gergin, “Almayacaaam” şımarıklığı yaptığımda hatırlatıyor: “Bak kalp atışı düşüyor Çınar’ın sen derin nefes almayınca, sezaryen mi olsun istiyorsun? Hadi bir derin nefes… Hah bak arttı şimdi, aferin.”

Sancılar maksimuma ulaştığında geldi doktorum. Muayene etti ve “Açıklık tamam, haydi doğumhaneye gidiyoruz.” dedi. Henüz beklemiyordum. Ama artık sancılar da çok zorlamaya başlamıştı. Bir de ben basınç hissini vajinada yaşayacağım sanıyordum. Halbuki tuvalete çıkma daha doğrusu çıkamama, kabızlık hissinin, ziplenmiş haliymiş tamemen.

Doğumhaneye aldılar, sancılarla ıkınma süreci başladı. Saat 05.05. Tam okuduğum hikayelerdeki gibi, her sancıda ıkınıyorum ama hiçbir gelişme yok, hiçbir ilerleme yok gibi geliyor bana. Boşu boşuna uğraşıyorum ve doğum asla bitmeyecek, birazdan doktor “Olmayacak haydi sezaryene.” diyecek gibi geliyor. Bir yandan bebeği ittirirken tüm gücümle bir yandan da Savaş’a bakıyorum, öyle heyecanlı, öyle panik ki… Son gücümle ittiriyorum ve Savaş “Derya bak doğdu.” diyor. Saat 05.19. İçimden kocaman bir ağırlık çekiliyor dışarı. Göbeğini kesiyor doktor. Bebeği yan masayı alıyorlar. Savaş’a bakıyorum, yeşil ameliyat kıyafeti, bonesi içinde gözleri dolu dolu, öyle mutlu ve güzel ki. Herkes “Bebeğimi görür görmez tüm acılarımı unuttum.” der, ben Savaş’ı öyle görünce tüm acılarımı unuttum. Mümkün olmaz sanardım ya o ana kadar ki sevgimin yüz katını hissetmeye başlıyorum o anda sevgilime karşı.

Bu arada bebeğimiz ağlamadı. Doktora sordum. “Normal, her zaman ağlamazlar, biz de ağlatmıyoruz” dedi. İnce bir hortumla ağzını, burnunu temizlediler. O zaman minik bir “uvveaaa” sesi geldi. Sonrasında hemen kucağıma verdiler.


Bebeği temizleyip giydirirlerken (Biz heyecanlı, hemşireler daha heyecanlı bebeğimin şapkası başka takımdan, zıbını başka, altı başka. Ama kimin umurunda?!) , benden plasentayı aldılar. Dikiş tamamlandı. Bebeğimle beraber odaya çıkardılar.

9 aydır heyecanla ve merakla beklenen süreç tamamlanıyor. Normal doğum sayesinde, hiç akış bozulmadan, kesintiye uğramadan… İstese bizi sezaryene yönlendirebilecekken yapmayan doktorum, Sürekli beni destekleyip, moral veren sevgilim ve çok sevgili arkadaşlarımın da büyük katkılarıyla.

Tüm hamile kadınlara öneririm normal doğumu. Bir süre yaşayacağınız yoğun acı, bir ömür gülümseyerek, şahane hatırlayacağınız ana değiyor.  

Read More

Doğum

Posted by on Tem 16, 2010 in Ana Sayfa, Doğuma Hazırlık, Hamilelik - Doğum | 1 comment

Geldik son günlerde en ahkam kesmeye bayıldığım konuya; Doğumun kendisi. Ne zaman çevremde biri “Hiii şimdi doğum sancın başlasa, ben tek başıma yetiştiremem seni, naparız?” gibi cümleler kursa, “ ha ha gel bakiim sen, ben aydınlandım seni de bir aydınlatayım.” deyip başlıyorum anlatmaya. Aynı şey “Hamile kalmak” konusunda da geçerli. Yani aslında televizyonlardan, kitaplardan yanlış öğrendiğimiz, anca başımıza gelince araştırmışsak öğrendiğimiz konularda.

Bu yaşımıza kadar gördüğümüz kadarıyla doğum, birden şiddetli ağrılarla başlayan, acele hareket edip hastaneye yetişemezsen, evde, yolda, arabada yapmak zorunda kalabileceğin bir hadise. Halbuki doğum farklı aşamaları olan, sıradışı, istisna bir hal olmadıkça yolda belde gerçekleştiremeyeceğiniz bir şey.

Teknik olarak doğumu 4 safhaya ayırıyorlar.

  1. Evre:
  • Pasif Faz: Suyun ya da nişanın gelmesi ya da ağrıların başlaması bu fazda gerçekleşiyor. Bu faz en az (istisnai durumlar dışında) 1-2 saat sürüyor zaten. Hastaneye gitmeye çalışmanın gereği bile yok.
  • Aktif Faz: Ağrıların sıklaştığı, düzenli hale geldiği, bebeğin çıkabilmesi için rahim ağzının 10 cm açıklığa ulaşmasının beklendiği an. Bu faz da kadından kadına değişmekle birlikte, 2-3 saat ile 10-12 saat arası sürebiliyor. Hele ki suyunuz gelmişse, bu fazda hastanede olmakta fayda var.
  • Taçlanma: Rahim ağzının yeterli açıklığa ulaştığı, bebeğin doğum kanalına girdiği faz. Çok kısa sürer.

  1. Evre:
    Bebeğin başının gözüküp, bebeğin dışarı çıkmasına kadar olan süredir. Ortalama 30-45 dakika arası sürüyor. Özel hastanelerin bir kısmında, anne adayı 1. evrenin hangi aşamasında hastaneye gelirse gelsin, 2. evreye kadar kendi odalarında kalıyorlar, 2. evrede doğumhaneye alınıyorlar. Böylece ağrılı ilk aşamayı, istediğiniz herkes yanınızdayken, daha rahat ve sakin tamamlayabiliyorsunuz. Kimi özel hastanelerde ve devlet hastanelerinde ise, ilk aşamada sizi sancı odası adı verilen, başka hamilelerin de olabildiği, tek başına olduğunuz, diğer hamilelerin sesleriyle gerilebileceğiniz ve kendinizi yalnız hissedebileceğiniz yere alıyorlar. Eğer psikolojiniz çabuk etkileniyorsa dış ortamdan, hastanenizin ilk anlattığım gibi olmasına dikkat edin derim.

  1. Evre:
    Bebek dışarı çıktıktan sonra, bir de içinizdeki, hamilelik boyunca bebeği besleyen plasentanın da dışarı çıkması gerekiyor. Doğumdan plasentanın dışarı çıkmasına kadar olan evre 3. Evre. Bu evre de genelde 15 dakikayı geçmiyormuş.

  1. Evre:
    Plasenta çıktıktan, doğum işlemi tamamen bittikten 4 saat sonrasına kadar olan süreye verilen isim. Bu 4 saatte, sağlık ekibi, kanamanızı kontrol ediyor, rahme masaj yapıyor (bu nasıl yapılıyor henüz bilmiyorum.) Normal halinize dönmenizi hızlandırıyor.

Daha düz anlatmak gerekirse, çat diye olmuyor o doğum işi kardeşim. Yavaş yavaş oluyor, hazırlayarak oluyor. Nişan gelmesi, suyun gelmesi, sancılar hangisi ilk gelirse gelsin hemen doktoru aramanız gerektiğini söylüyor tüm otoriteler. Doktor sizi en iyi bildiğinden o yönlendiriyor ne yapmanız gerektiğini. Ama genelde, siz doğumun başladığını anladığınız andan, doğum sancılarının 5 dakikada 1’e düştüğü ana dek panik yapmaya gerek yok. Hatta özellikle bu ana dek beklerseniz (tabi hemen gitmenizi gerektiren tıbbi bir sebep yoksa) daha iyi, çünkü hastanenin o steril ortamındansa kendi evinizde o süreci yaşamak daha sakin olur sanki.

O filmlerdeki korkunç doğum görüntülerine de aldanmamak lazım. Zaten o görüntüler yüzünden hepimiz korkmuyor muyuz doğumdan? Halbuki o kadar çok güzel geçmiş doğum hikayesi var ki. Ne kadar az korkarsa, psikolojisi ne kadar iyi olursa o kadar da iyi geçiyor-muş insanın doğumu. Bir sürü örneğin anlatımından öğrendiğimi söylüyorum.

Eğer bir zorunluluk yoksa, anne de bebek de normal doğum için uygunlarsa, sezaryen gerekliliği yoksa en şahanesi normal doğum. Doğumun ertesinde hiçbir şikayetin olmuyor, sütün daha çabuk geliyor, bebeğini hemen kucağına alıyorsun. Umuyorum ki bir aksilik olmasın, Çınar bebek fazla iri, pozisyonu ters vs olmasın, zamanını geçirmesin de normal normal atlatalım bu süreci ameliyatlara gerek kalmadan.  

Read More